Y Kuşağı Ebeveynleri

Ülkemizde ciddi bir çocuk terörü yaşandığının farkında mısınız? Çevremde, sokakta, toplu taşıma araçlarında vs. karşılaştığım, tanıdığım-tanımadığım pek çok çocuğu dehşet içinde gözlemliyorum. Çok zekiler, çok akıllılar, bir çoğu aslında sevimli de…:) Ama yine de hal ve tavırlarında bir tuhaflık var. Aslında bu tuhaflıkları kendileri ile ilgili değil. Adı üstünde onlar çocuk. Öğrenmeye açık, meraklı, saf ve masumlar. Tuhaf olan ebeveynleri…

Çocuklarımız bizim birer yansımamızdır. Toplum içinde çocuklarımızın hal ve davranışları bizlerin nasıl birer birey/aile olduğumuzu gösterir. “Şimdiki çocuklar bizler gibi değil” demek yerine “şimdiki ebeveynler bizimkiler gibi değil” demek daha doğru olacak sanırım.

Günümüzde çocuk olarak nitelendirdiğimiz 3-13 yaş aralığındaki çocukların ebeveynleri Y kuşağının başında doğan anne ve babalardan oluşuyor. Y kuşağı, varlık ile yokluğu aynı anda gören, arada kalmış bir nesil. İnternetin içine doğmasalar bile çocuklukları o dönemin internet oyunlarını oynamakla geçti. Dolayısı ile “yokluk” bilincini de “bolluk” bilincini de çocuk yaşta öğrendiler. Bir çoğunun da çocuklarını da “biz yokluk çektik onlar çekmesin” mantığında büyüttüklerini düşünüyorum.

Bugün babaları tarafından prenses gibi büyütülen kız çocuklarını gözlemleyin. Daha 7 yaşında okuldaki öğretmeninden arkadaşlarına, mahallenin bakkalına kadar herkese atarlanıyor. Çünkü ona bir prenses olduğu öğretilmiş. Bütün dünya onun etrafında, onun isteklerini yerine getirmek için dönüyor. Şimdi bu şımarıklık ile büyütülen bir çocuğa kızabilir miyiz? Ama babasını tokatlayabiliriz bence:)

Bu zihniyetle büyüyen bir kız çocuğunu yetişkin bir birey olduğunda nasıl bir kadın olacağını hayal edin lütfen. Hiç bir şey ile mutlu olmayan, ilişkilerinde bir istikrar yakalayamayan, onca eğitime rağmen iş hayatında dikiş tutturamayan, mutluluğu maddede arayan, ona iyi araba, iyi kıyafet, bol para ve seyahat sağlayan bir adam için ömrünü ziyan eden bir kadın profili….Tanıdık geliyor mu?

Erkek çocuklarının durumu kızlardan daha vahim. Annesi tarafından sürekli şımartılan, çalışmasına, yorulmasına kıyılamayan, bu uğurda askere bile gönderilmeyen, el bebek gül bebek büyütülmüş bir erkek çocuğunun yetişkin bir birey olduğunu hayal edin şimdi… Günü birlik ilişkiler, ilişkide bağlanma problemleri, sorumluluktan kaçış, kadını işine geldiği gibi yönlendirme, güçlü kadına duyulan ilgi (işini kolaylaştırma güdüsü), zora gelince agresifleşip pes etme…. Nasıl? Bu da tanıdık değil mi?

Çocukların psikolojisini bozmama işini Y kuşağı biraz fazla abarttı sanırım. Çocuklara bir yetişkin gibi davranacağız derken çocuklara çocuk olduklarını unutturdular. Kim ebeveyn kim çocuk belli değil. Çocuklar anne babalarını yönetiyor. Hadlerini aşan, boylarından büyük laf ediyorlar ve bunu duyan anne-baba çocuğun bu davranışı karşısında gülüyor. Bunu gören çocuk haliyle iyi bir şey yaptığını düşünüyor. Hiç unutmuyorum bir arkadaşımın 7 yaşındaki kızı, internetten alış veriş yapan arkadaşıma benim yanımda “babamın parasını çarçur ediyorsun ne biçim kadınsın” dedi. Ben şaşkınlık içinde arkadaşıma baktım. Arkadaşım ise kahkahalarla gülüyordu. Hiç bir şey olmamış gibi alışverişe devam etti. Biz annemize hele hele misafirin yanında böyle bir şey diyemezdik. Hadi bir çocukluk ettik dedik diyelim. Annem bizi cimcik cimcik yapardı:)))) İyi ki de yapmış valla, teşekkür ederim anacım:)

Bugün ilkokul çağındaki küçük çocukları gözlemlediğimde aile terbiyesinin ne olduğunu anlayabiliyorum. Çocuğun yemek yemesinden, oturmasından, kalkmasından, konuşmasından nasıl bir anne-babaya sahip olduğu belli oluyor. Havuz kenarında avazı çıktığı kadar bağıran, apartman dairesinde yaşadığı halde müstakil evde yaşarmış gibi davranan bu çocuklar anne babalarının eseri. Ebeveynler ancak kendi bilgi ve görgülerini çocuklarına aktarabilirler. Anne-baba bilmiyorsa çocuk da öğrenemez. Bu tuhaf çocuklarla karşılaştığımda gözlerim hemen ebeveynini arıyor. Çünkü çocuklar anne ve babalarının özetidir.

Bugün toplu taşıma araçlarında 5 yaşındaki bir çocuk ile 70 yaşındaki bir teyzenin yer kapma sevdası ölümüne kapışır. Eğitim sadece okullarda verilmez ve beklenemez de… Çocukların terbiyesi öğretmenin sorumluluğunda değildir. Çocuklarımızı en iyi okullara göndermek, o çocukların iyi eğitim aldığı anlamına gelmez. Gerçek eğitimin diploması olmaz. Temel eğitim ailede başlar. Kendilerini yetiştirememiş insanların çocuk yetiştirmeye çalışmaları trajikomik bir durumdur.

Toplumumuzun zihnen, ruhen ve bedenen gelişmiş bireylere ihtiyacı var. Bu anlamda gelişmiş olanlar ne yazık ki ülkemizde çocuk sahibi olmak istemiyorlar. Elbette bunun pek çok sosyokültürel ve ekonomik sebepleri var. Ve aynı sebeplerden ötürü, toplumumuzun sadece cahil cühela kesimi fütursuzca, bol bol ürüyor. Kendi ziyan olmuşluğumuzu çocuklarımıza ve gelecek nesillere aktarmayalım. Sevişmeden, sadece çiftleşerek, üremiş olmak için çocuk yapmayalım. Ne de olsa biz insanız değil mi, damızlık hayvan değiliz.

Hayata ve ortak bilince katkısı olsun…

Ne Haliniz Varsa Gülün…

Sevgiyle kalın…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

+ 13 = 23