Tüm Gerçekliği ile Nevruz

Nevruz zannedildiği gibi tek bir kültüre ait bir bayram değildir. Birçok kültür tarafından kutlanır ve tabiatın uyanışı yani baharın gelişi anlamına gelir. İsim kökeni Farsçadır. Nev: yeni + Ruz: gün demektir ve anlamı yeni gün/günışığıdır. Yazılı olarak ilk kez 2. yüzyılda Pers kaynaklarında adı geçen Nevruz, İran takvimlerine göre yılın ilk gününü temsil eder.

Nevruz geleneği Buzul Çağı’nın bitmesinden hemen önceki günlere yani 15.000 yıl öncesine kadar uzanır. O çağlarda mevsimler insanoğlunun hayatında günümüzdekinden daha yaşamsal bir önem arz ediyordu ve yaşamla ilgili her şey dört mevsim ile çok yakından ilgiliydi. Zor geçmiş bir kışın ardından gelen bahar, tabiat ananın canlanması, çiçekler, yeşillenen bitkiler ve sığırların yavrulaması, insanoğlu için büyük bir fırsat ve bolluğun canlanması demekti.

Nevruz, kapalı bir mekandan açık bir mekana doğru hareket etmeyi, güneşe, ısıya ve bolluğa duyulan özlemi gösterir. Efsane ve inanışlarda adı geçen ateşin doğması Buzul Çağı’nda insanoğlunun ateşi icad etmesini, dağları eritme Maden Çağı’na girişini, tarlanın sürülmesi, hayvanların evcilleştirilmesi ise Neolotik Çağ’a girişi sembolize eder.

İşte bu yüzden Nevruz 21 Mart’ta kutlanır. Çünkü herkesin bildiği gibi güneş, 21 Mart’a kadar güney yarım küreye daha çok ısı ve ışık verirken bu denge 21 Mart’ta eşitlenir ve daha sonra kuzey yarım küre lehine bozulur. Bu nedenle kuzey yarım kürede yaşayan bazı kültürler, 21 Mart’ı bütün varlıklar için uyanış ve yaradılış günü olarak kabul edip kutlarlar.

Nevruz, Türkler’de de Göktürklerin Ergenekon’dan demirden dağı eritip çıkmalarını, baharın gelişini, doğanın uyanışını temsil eder. Doğu Türkistan’dan Balkanlara kadar tüm Türk kavimleri ve toplulukları tarafından, MÖ 8. yüzyıldan günümüze kadar her yıl 21 Mart’ta kutlanır.

Selçuklu ve Osmanlı’da millî bayram olarak kutlanan Nevruz, Nevruziye adlı şiirlerle ve şenliklerle ziyafetler verilerek kutlanırdı. Özel olarak hazırlanan Nevruziye adlı macun Osmanlı döneminden kalan bir kültür olarak bu gün hâlâ Manisa’da 21 Mart’ta Mesir Macunu Şenlikleri olarak yapılmaktadır. Alevi ve Bektaşiler arasında da kimi yörelerde  Mart Dokuzu adı verilerek kutlanan Nevruz’da özel törenler yapılırdı. Zerdüştler ve Yezidiler’de 21 Mart’ı bayram olarak kabul etmişlerdir.

Nevruz bayramında her kültürün yaptığı etkinlikler farklı olsa da ortak noktalar şunlardır:

  • Ateş Yakma

    Bu gecede “tongal” denen ateşler yakılır, üzerinden atlanır. Eskiden bu ateşler evlerin damında yakılırdı. Ancak, yaşam şartlarının değişmesiyle bu ateşler şimdilerde bahçelerde veya boş meydanlarda, sokak aralarında yakılmaktadır. Ateşin yakılmasıyla içlerinden bir dilek tutarak ateşin üzerinden atlayan kimseler bu dileklerinin gerçekleşeceğine, tüm hastalıklarının bu ateşe dökülüp yanacağına, yeni yıla hastalık ve kötülüklerden arınarak girileceğine inanılır.

    Ateşin üzerinden atlanırken genellikle şöyle bir tekerleme okunur:

    “Ağırlığım, uğursuzluğum (üzerimdeki kötü enerjiler) dökülsün, ateşte yanıp kül olsun,yansın alev saçılsın, benim bahtım açılsın”

    Bu arada yağlı paçavralardan yapılan ateş topları da bir telle bağlanır ve birkaç defa sallandıktan sonra havaya atılır. Daha sonra tongalın külleri bolluk getirsin diye evin bahçesine serpilir.

  • İğne İğne

    Yeni gün/Nevruz gecelerinde çok güzel oyunlar ve adetler vardır. Bunlardan birisi de “iğne iğne” oyunudur. Nevruz gününden bir gün önce bir kızla bir erkek hiç konuşmadan köy çeşmesinden veya evlerinin bahçesindeki çeşmeden su doldurarak getirirler. Bu su leğen içinde evin ortasına konur.

    Köyün genç kız ve delikanlıları evin gençleriyle beraber su dolu leğenin etrafına toplanarak  sırasıyla dilek tutar. Bu dilekler genellikle gençlerin sevdikleri ile ilgili olur. Dilek tutulduktan sonra arka kısımlarına küçücük pamuk sarılarak suda batması engellenen iki adet iğne suya bırakılır. Leğenin içinde bir halka şeklinde hızla dönen iki iğneden birisi kızı diğeri de erkeği temsil eder. Eğer iğneler gidip birleşir ve birbirine yapışırsa o dilek olacak ve gençler evleneceklerdir demektir. Eğer iğnelerin her birisi bir kenarda kalırsa o zaman gençler birleşemeyecek demektir:)

  • Suya Yüzük Atma

    Suya yüzük atma oyunu da iğne iğne oyunu gibi bir dilek oyundur. Yine bu oyunda da bir leğen su getirilir, herkes yüzüğünü leğene atar ve leğenin üstü bir başörtüsü ile kapatılır. Bu sırada bir dilek tutulur ve sırayla yüzükler sudan çekilir. Eğer yüzüklerini leğene atanlar kendi yüzüklerini ilk çekişte alabilirlerse dileklerinin gerçekleşeceğine inanırlar. Herkes sırayla sudan yüzük çekme işlemini tekrarlar.

  • Yeni Gün İnanışları

    Nevruz/Yeni yılla ilgili birçok inanış vardır. Yeni günün ilk dört günü yılın mevsimleriyle alakalıdır. Eğer, birinci gün güneşli geçerse demek ki, ilkbahar ayları güzel geçecektir. İkinci gün yağmurlu geçerse yaz ayı yağmurlu olacaktır. Diğer günler de aynı şekilde sonbahar ve kış aylarına ışık tutmaktadır. Eğer yeni günün üçüncü ve dördüncü günleri yağmurlu geçerse “godu godu” denilen bir tören düzenlenir. Şaman inancından kaldığı düşünülen bu inanışa göre “Godu godu” meydanlarda dolaştırılır ve güneşi çağıran çeşitli nağmeler okunur. İnanışa göre Godunun doğayı etkileme ve iklimi iyileştirme güçleri bulunmaktadır.

    Diğer Nevruz gelenekleri gibi Godu Godu inanışı da, zarif bir Türk milli geleneğidir.

Bunlar gibi daha bir çok oyun ve inanışlar büyük şehirlerde bilinmese de Anadolu’nun pek çok köşesinde hala uygulanmaktadır. Yüzyıllardır Türki cumhuriyetlerde kutlanılan ancak, Türkiye’de resmi olarak  kutlanmadığı için gözlerden kaçan Nevruz kutlamaları bugün bazı gruplar tarafından siyasi ve ideolojik amaçlara alet edilmek istenmektedir.

Millet olarak  zor bir süreçten geçtiğimiz bu günleri Nevruz gibi  adet ve geleneklerimize sahip çıkarak, birbirimize kenetlenerek ve bir olarak atlatabileceğimizi düşünüyorum.

Hayata ve ortak bilince katkı sağlaması dileğiyle…

Ne Haliniz Varsa Gülün…

Sevgilerimle…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

+ 43 = 52