Roma Seyahat Notları

Avrupa’nın en etkileyici şehirlerinden biridir Roma. Tuhaf büyüsü ile kah gladyatörlerin arasına kah mistik ayinlerin içine götürür sizi. Şehir merkezinde gezinirken zaman kavramınızı kaybetmenize sebep olur. Kendinizi bir an  ortaçağda şövalyelerin arasında hissedebilirsiniz. Sonra bir Vespa sesi size 21.yy da olduğunuzu hatırlatır:)

Siz de benim gibi kısıtlı zamanda Roma’yı gezmek isterseniz yoğun bir tempoya hazırlıklı olun. 2-3 günde gezilecek bir şehir değil Roma. Çok iyi plan yapmanız ve organize olmanız gerekiyor. Eğer vaktiniz az ise bazı yerleri es geçmeniz gerekebilir. Ben öyle yaptım. Roma seyahatime 2 gün ayırdım ve en çok merak ettiğim yerlerin listesini çıkardım.

Seyahatiniz öncesi dersinize iyi çalışmanızı tavsiye ederim. Öncelikle kalacağınız otelinizin konumunu iyi belirlemeniz ulaşım imkanlarınızı kolaylaştıracaktır. Ben Trevi bölgesini tercih ettim. Görmek istediğim yerlere ve şehir merkezine eşit uzaklıktaydı. Eğer motosiklet ehliyetiniz varsa Roma’yı kesinlikle Vespa ile gezmelisiniz. Roma’yı Vespasız düşünemiyorum. Şehir merkezinden Vespa kiralayıp bir Roma’lı edasıyla şehri gezebilirsiniz.

 

Eğer motosiklet kiralama şansınız yoksa metro kullanmanızı tavsiye ederim. Roma trafiği yoğun bir şehir bu yüzden raylı sistemler ulaşım tercihleriniz olsun.

Her turist gibi bizim de ilk durağımız Kolezyum oldu. Antik Roma’nın en büyük antik tiyatrosu olan Kolezyum zamanında idamlara, hayvan dövüşlerine, tiyatrolara ve tabi ki çekişmeli gladyatör dövüşlerine sahne olmuş. Şimdi ise meraklı turistlerin akınına uğruyor. Anlayacağınız Kolzeyum’un kapısında o zamandan bu zamana her daim uzun kuyruklar oluşmuş:)

 

Kolezyum’dan çıkınca  karşınızda Roma Forum‘u görebilirsiniz. Yani bir taşla iki kuş:) Burada sizi Septimius Severus Zafer Tak‘ı karşılayacak. Merak edenler için;

Roma mimarisinin önemli örnekleri olan Tak’lar bir zaferin anısını yaşatmak amacıyla şehirlerin ve forumların girişlerine yapılmış, süslü, bir o kadar da yapılma amacını yansıtan rölyeflerle süslenmiş yapıtlardır. Bu Tak İmparator Septimus Severus’un günümüz ortadoğusu olan Part zaferi onuruna yapılmıştır. İmparatorun bu savaşta kazandığı zaferler anıt üzerindeki rölyeflerde tasvir edilmiştir.

İkinci durağımız Vatikan

Dünyanın en küçük ülkesi. 1929 yılından beri bağımsız olan Vatikan, katoliklerin dini merkezidir. Vatikan dünyanın en küçük ülkesi olabilir ama barındırmış olduğu müthiş tarihi zenginlik nedeni ile gezmekle bitiremeyeceğiniz kadar büyük ve etkileyici bir bölgedir. Gezmenizi tavsiye ederim amaaaa uyarmam gereken şeyler var. Çok çabuk sıkılan biriyseniz ve müze gezmeyi sevmiyorsanız dikkat!!! İçeri girdiğinizde geçmiş olsun:) Müzelerde gezmek için tek yön sistemi uygulanmış. Dışarı çıkmanız için çıkış oklarını takip etmelisiniz ve sonuçta bütün müzeyi gezmek zorundasınız. Takip ettiğiniz oklarla burada 5 saat de vakit geçirebilirsiniz. Hızlı hızlı gezseniz bile müzeden dışarı çıkmanız 1 saati bulacaktır. Eğer müze gezmeyi sevmiyorsanız hiç içeri girmeyin derim. Çok etkileyici olduğunu bir kez daha hatırlatırım. Nereye bakacağımı şaşırmıştım:)

Mistik konulara meraklıysanız size ek bilgi; Vatikan’ın ortasında duran bu kozalak heykelinin Epifiz bezini temsil ettiği söylenir. Epifiz bezi yani Türkçesi kozalaksı salgı bezinin şekli tam bir çam kozalağına benzer. Aynı şekli Papa’nın asasının başında da görebilirsiniz. Epifiz bezi aynı zamanda 3. gözü temsil eder. Yani sonsuz bilgiyi ve üst bilincimizle irtibatı….

Benim gözümden Vatikan;


Müzeden çıkarken göreceğiniz DNA sarmalını andıran meşhur spiral merdivenler;

Çıkışta Pinecone Avlusunda yer alan altın renkli küre ilgimi çekiyor. Avludaki en ilgi çekici eser olan bu bronz küre Arnoldo Pomodoro tarafından yapılmıştır. İç içe geçmiş iki küreden oluşan ve dönen eserin orijinal adı Sfera Con Sfera’dır. Yani Küre içinde Küre…

Böylece bu yıl ki müze istikakımızı doldurmuş olduk:)

Roma’ya kadar gelmişken bir de Aşiklar Çeşmesini görelim dedik. Trevi Meydanında bulunan bu çeşmenin orijinal adı “La Fontana Di Trevi” Tabelalarda ve haritalarda bu şekilde yazıyor, şaşırmayın.

İnanışa göre sağ elle sol omuz üstünden Trevi Çeşmesi’ne para atmak kişiye iyi şans getirir. Bir tane bozuk para atmak bir gün Roma’ya dönüleceğine işaret ederken, iki tane bozuk para atmak Romalı güzel bir kıza veya delikanlıya aşık olunacağına, üç tane bozuk para atmak ise Roma’da birisi ile evleneceğinize işaret. Ben bir tane attım:) İkinci gelişimde iki tane atacağım:)

Çeşmenin önünde fotoğraf çektirmek ayrı bir sabır işi. Dilek dilerken poz vermeye çalışanları, selfi çekenleri seyretmek de çok eğlenceli ama illa bir fotoğrafım olsun istiyorsanız siz de benim gibi yukarı çıkıp çeşmeyi yandan çekebilirsiniz. Aksi takdirde fotoğraf karenize hiç tanımadığınız turist arkadaşlar poz vermeye çalışırken girebilir.

Aşıklar Çeşmesini de gördükten sonra Pantheon Tapınağı‘na gitmek üzere Vespa’mıza binip Roma sokaklarında kaybolmaya devam ediyoruz.

Pantheon Tapınağı bütün tanrıların evidir. Antik Roma döneminden kalan bu tapınak Hristiyanlığın ilk yıllarında kiliseye çevrilmiştir. Kubbenin ortasında yer alan yuvarlak bir açıklıktan gökyüzü görülür. Bu tapınak, sonradan inşa edilen birçok yapıya örnek olmuştur.

 

Santa Maria Maggiore Bazalikası ise gerçekten çok heybetli ve gösterişli bir yapı. İçeri girdiğiniz andan itibaren büyüleniyorsunuz. Kilisenin içerisindeki işlemeler, mozaikler, altın yaldızlı kaplamalar baş döndürücü güzellikte. Kilisenin akustiği ve ara ara küçük pencerelerinden süzülen ışık hüzmeleri tüylerinizi diken diken edecek. Ziyaret etmeden dönmeyin. Fazla vaktinizi almaz.

Vespamızla Navona Meydanı‘na doğru yol alıyoruz. Roma’da bir çok meydan bulunuyor. Bunların arasında en güzeli burası bence. Meydanın ortasında bulunan “Dört Irmak Çeşmesi” bu meydanı özel kılıyor.

Bu meydanı özel kılan başka bir şey ise sokak sanatçıları. Meydanda bulunan ressamlara portrenizi yaptırabilir, sokak showlarını izleyebilir, şarkı söyleyenleri dinleyebilirsiniz.

Meydanda bir çok cafe ve restaurant var. Ama çeşmenin hemen karşısında bulunan dondurmacıdan Roma dondurması yemeden dönmeyin. Şiddetle tavsiye ediyorum. Oradaki dondurmayı yedikten sonra başka dondurmaları beğenmeyeceksiniz. İnternette araştırdığınızda bir sürü dondurmacı adı bulacaksınız. Emin olun hepsini denedim ama buradaki lezzeti bulamadım. Damak tadı herkesin farklıdır ama en azından bunu denemeden kıyaslamayın.

Buralara kadar gelmişken İspanyol Merdivenlerini de görelim istedik haliye, İspanyol Merdivenleri denmesinin sebebi yanındaki İspanya Konsolosluğu:) İtalyanlar dışında dünya üzerindeki herkes buraya İspanyol Merdiveni diyor. Bu meydana İtalyanlar Piazzi Di Spagna diyor. Tabelalarda ve haritalarda Scalinita di Trinita dei Monti diye geçer. Bizim gittiğimiz dönemde İspanyol Merdivenleri tadilattaydı ve etrafı çevriliydi. Dolayısı ile biz merdivenlere çıkamadık. Uzaktan bakmakla yetindik.

 

Size biraz da Trastevere Bölgesinden bahsetmek istiyorum. Arnavut kaldırımlı daracık sokakları ile çok şirin bir bölge. Alaçatı sokaklarının ruhunu burada da hissedebilirsiniz. Sadece yürüyüş yapabilir veya alış veriş yapıp, muhteşem İtalyan yemeklerinden yiyebilir, enfes şaraplarını tadabilirsiniz. Öğle ve ya akşam yemeğiniz için güzel bir seçenek.

Yağmurlu bir havada gittiğimiz için iyi bir kare yakalayamadım. Aşağıdaki fotolar internet üzerinden alınmıştır.

Artık Roma’dan ayrılma vaktimiz geldi. Bu şehir gerçekten çok güzel. Ben hayran oldum. Vespa’mızı teslim edip otelimize doğru yürürken ilginç bir yapı dikkatimi çekti. Kapı açıktı ve merakıma yenik düşerek içeri girdim. Eski bir Roma evi diyebilirim. Ortada kocaman bir avlu, avlunun ortasında bir kuyu ve etrafında yükselen katlar. Ve hala burada yaşayanlar var. Sürprizlerle dolu bu şehre bayılacaksınız.

Bizim Roma’ya ayırdığımız iki gün dolu dolu geçti. Şimdi Napoli üzerinden Sorrento’ya oradan da Capri Adasına devam edeceğiz.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

6 + 1 =