Niye Aşık Olur Bülbüller Güle?

Kadınlar çiçektir derler ama, Gül olmak en zorudur.

Gül’ün dikeni olmasaydı Bülbül aşık olur muydu Gül’e.

Siz hiç Gül’üne kavuşan bir Bülbül gördünüz mü?

Gelincik tarlasında, Papatya tarlasında huzur vardır. Bırakırsın kendini mis kokulu çiçek tarlalarına, güneşi yüzünde hissedersin. Yuvarlanır, tepişirsin… sonsuzluk hissi verir ve güzeldir. Ama Gül bahçesine girersen çizilir oran buran. Yuvarlanamazsın gülistanda, batar dikeni Gül’ün, canını yakar. Gülistanda bulacağın tek şey AŞKtır. Hesapsız kitapsız aşkların bahçesidir gülistan. O yüzden sevgililer günü gibi aşka/sevgiye dair tüm özel günlerin çiçeği Gül’dür. Kuruyup solsa bile yine de saklanan tek çiçektir.

Gül ile Bülbül’ün aşkı Türk Edebiyatında önemli yer tutmuş, pek çok şiire, türküye, resime ve desene ilham kaynağı olmuştur. Gül’ün güzelliğine hayran olan Bülbül, ona dikenleri yüzünden yaklaşamaz ve bu durum aşk acısının bir sembolü olarak birçok edebi eserde kullanılır.

Aslında Bülbül sevmek istemez Gül’ü. Solar çünkü Güller, terk eder bir süre sonra. Bir de dikenleri vardır Güllerin. Batırırlar dikenlerini sevenlerine hiç acımadan. Bu nedenle kaptırmak istemez kalbini Bülbül Gül’e. Aklı kaç der ama kalbine hükmedemez Bülbül. Onca çiçeğin arasından neden gülü seçmiştir ki ?Aşk bu mudur yoksa?

Zaman geçtikçe Bülbül Gül’e daha fazla bağlanır, Gül’ünden bir an olsun ayrı kalmak istemez. Uzaktan sevmek Bülbül’ün yüreğini serinletmeye yetmez. Sarılmak ister Gül’üne, en  güzel şarkılarını şakımak ister.Cesaretini toplayan Bülbül Gül’ün yanı başına konar, dikenlerine aldırmadan. Şakıyarak aşkını  itiraf eder en güzel sözlerle. Sesi o kadar güzeldir ki, Gül kayıtsız kalamaz Bülbül’ün aşkına. Böyle başlar Bülbül ve Gül’ün imkansız aşkları….

Bu aşka şahit olan herkes karşı çıkar bu aşka. Yağmur Gül’ü susuz, toprak da besinsiz bırakır. Bülbül ise olanlardan habersizdir. Aşktan o kadar kördür ki Gül’ün ihtiyaçları olduğunu ve karşılanmadığında solup gideceğini göremez.

Susuz ve besinsiz kalan Gül gün geçtikçe solmaya başlar. Fakat Bülbül buna bir türlü anlam veremez. Unutmuştur Gül’lerin solduğunu. Aşkın gücü bunu unutmasını sağlamıştır.

Kısa süre sonra Gül solup gider. Bülbül’ün Gül’e olan aşkı, ona sevgiliyi sadece güzelliğiyle değil, dikenleriyle de sevmesi gerektiğini öğretmiştir. Gözü yaşlı Bülbül dikenine rağmen sevip kucaklar Gül’ünü. Doyasıya sarılır Gül’üne son bir kez, bırakmamacasına sıkı sıkı. Gül’ün dikenleri Bülbül’ün minik yüreğine saplanır, acıya ve kanının boşalmasına aldırış etmeden daha sıkı sarılır Gül’üne. Küçücük vücudundan sızan kanların ne önemi vardı ki artık sevdiği yanında yokken. Ölüm korkutmaz onu. Son bir hamleyle Gül’ünün toprağa serilmiş cansız vücudunun yanına  uzanır ve yavaş yavaş kapar gözleri… Son nefesini veren Bülbül en ufak bir pişmanlık dahi duymaz. Gül ile Bülbül yerde yatan iki cansız bedenden ibarettir artık. Ama aşkları dilden dile dolaşır ve efsaneleşir.

Aşkın ve aşığın bu kadar güzel anlatıldığı zengin edebiyatımızda hal böyleyken, günümüzde yaşanan aşkları düşününce içi cız ediyor insanın. Bugün Sevgililer Günü. Bugün bu sahte aşıkları gerek sosyal medyada gerekse sosyal hayatınızda bol bol göreceksiniz. Sözde aşkını herkes birbirine gösterme çabasında olacak bugün. “Bak benim aşkım ne kadar büyük!!! ” Bunu göstermek zorundalar çünkü aslında Aşk ve aşık olmak ile ilgili en ufak fikirleri bile yok. Onlar için aşk, evcilik oynayıp üremekten ibaret.

Halbuki gerçek Aşık pervane misalidir. Hamsa pişmeye, piştiyse, yanmaya meyillidir. NOT: Mum ve Pervane(Kelebek) divan şiirinde çokça kullanılmış metaforlardan biridir. Gül ile Bülbül gibi, mum ile pervane de aşkı ve aşığı anlatmak için kullanılır. Pervane mum alevinin etrafında dönmeye başlar. Her seferinde ona daha çok yaklaşmak ister ama mumun ateşi buna izin vermez. Pervane döner, döner.. Aşkına yaklaşmadan edemez ve sonunda kanadı mumun alevine değer ve yanar.

Aşkta mantık arayanların, bu sebeple aklına uyan herkese kolayca aşık olanların, hormonlarının hissettirdiklerini aşk sananların çoğunlukta olduğu günümüzde gerçek aşkı bulabilme ihtimalimiz oldukça düşük.

Gerçek aşıklar sevildiklerini, sevdiceklerinin gözlerinden bilir, kalplerinin çarpmasından bilir, dokunmasından bilirler. Sözlere ve showlara ihtiyaçları yoktur.

Sahte aşıkların olabildiğince bol olduğu dünyamızda, “ben aşığım, seviyorum ulennn” diye atılan boş naraların arasında, gerçek aşıkları fark etmek zordur. Bu yüzden önce kendi kendimizin sevgilisi olmayı başarmalıyız. Bunu başardığımızda sahte aşıkları daha kolay ayırt edebilir, sap ile samanı birbirine karıştırmayız.

Sevgili için can taşıyanın aşık, canı için sevgili arayanın ise menfaatperest olduğunu unutmadan kendini sevmeyenlerin bir başkasını sevemeyeceğini idrak etmeniz dileği ile….

Hayata ve Ortak Bilince katkısı olsun…

Ne Haliniz Varsa Gülün…

Sevgilerimle…



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

1 + 2 =