Kurbağa Prensler…

Masallarla büyümeyen yoktur herhalde aramızda…Hemen hemen her masalı biliriz. Külkedisi, Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler, Uyuyan Güzel, Kırmızı Başlıklı Kız, Rapunzel v.b.

Dikkat ettiniz mi masallardaki ana karakterler genellikle kadın. Verilmek istenen dersler hep kadınlar üzerine. İyi kalpli ve güzel prensesler hep kötü kalpli üvey anneler ve cadılar tarafından eziliyor, mobbinge uğruyor. Yani kadının en büyük düşmanı yine bir kadın!!!. İyi kalpli, güzel prensesleri kötü kalpli, çirkin cadıların elinden yakışıklı prensler kurtarıyor. Kadın kurban, erkek ise kahraman rolünde. Daha çocuk yaşlarda, kız çocuklarına kötü veya kurban rolü, erkek çocuklarına da zengin ve yakışıklı kahraman rolü aşılanıyor. Anlayacağınız bizleri, yani toplumu zehirlemeye daha çocukken başlıyorlar. Masum gibi görünen o masalların altında yatan ve bilinçaltımıza yerleştirilen gizli mesajları fark edemiyoruz bile.

Günümüzde, ilişkilerimizde yaşadığımız pek çok problemin kaynağını çocukluğumuzda bize verilen bu zehirli kodlar oluşturuyor. Kadınlar hep kendilerinden daha güçlü adamların peşine düşüyor. Her kadının hayalinde daha zengin, daha yakışıklı, daha eğitimli, daha bilgili vs. bir adam yatar. Çünkü kadın çocukken bir kurban olmayı öğrendi ve bir kurtarıcıya yani bir kahramana ihtiyacı var. Onu bu hayatın zorluklarından koruyacak, kendisini prensesler gibi yaşatacak, pamuklara saracak bir prense ihtiyacı var. Çünkü başka türlü mutlu olmayı bilmiyor ve kendini kadın gibi hissetmiyor. Çünkü öyle öğretildi.

Siz masallarda hiç güçlü, kendinden emin, dimdik ayakta durabilen, kötü kalpli cadıyı tek başına alt edebilen, her türlü problemini kendi başına çözebilen veya yedi başlı ejderha ile savaşan bir prenses karakteri ile karşılaştınız mı?

Peki ya erkekler? Onların işi daha da zor. En acınası durumda olanlar erkekler bence. Toplum onlara hiç acımamış:)Yaşamı boyunca kahraman olmaya çalışan bir insan ne kadar sağlıklı olabilir? Düşünsenize toplumda “erkek” sınıfında olabilmek için kahraman bir prens olmak zorundasın. Değilsen kimse seni adam yerine koymuyor!!!:) Prensesini korumak ve kollamak ve onu kurtarmak zorundasın. Prensesin için yedi başlı ejderha ile savaşmak, dağları delmek, bütün kötüleri yenmek zorundasın. Aksi taktirde sana prenses mirenses yok:) Ezik seni…Adam ol önce:))))

İşte bu yüzden günümüzde erkekler sürekli beyaz atlı prens modunda gezinip duruyorlar. Çünkü içgüdüsel olarak başka türlü erkek olamayacaklarının farkındalar. O yüzden kendilerinden daha zayıf kadınları, kendilerine prenses olarak seçiyorlar. Böylece kendilerini erkek gibi hissediyorlar. Çünkü onlara da öyle öğretilmiş. Onlar da başka türlü mutlu olmayı ve erkek olmayı bilmiyorlar ki.

Prensesler, masallarda hep kurbağa kılığına girmiş prensler ile karşılaşır. Prensesler o kurbağayı olduğu gibi severler ve fiziksel çirkinliğine aldırmadan ruhuna aşık olurlar. Burada, ruh güzelliği fiziksel güzellikten daha önemlidir mesajı verilir. Ve aşk ile gelen bir öpücük ile çirkin kurbağa yakışıklı bir prense dönüşür. Prenses, fiziksel güzellik, görünen, maddesel güç yerine, görünmeyen güzelliği seçmesinin sonucunda mükafatlandırılır. İroni şu ki; güzel prensesin iyi kalbinin ruhsal ve manevi yükselişinin ödülü yine bir maddesel, fiziksel güzellik olacaktır. Aşk öpücüğü ile kurbağa prens, yakışıklı prense dönüşecektir. Yani aslında kazanan yine madde ve fiziksel güzellik olur. Siz hiç güzel prenses ile kurbağa prensin bir ömür mutlu yaşadığı bir masal duydunuz mu?

Gerçek hayatta ve günümüzde ise işler biraz daha karışık. Artık prensler, prenseslerin karşısına kurbağa olarak çıkmıyorlar. Tam tersi beyaz atlı prens olarak çıkıyorlar. Bizim saftrik güzel prenseslerimiz de “Ah ne kadar da yakışıklı bir prens” deyip adamı öpünce, yakışıklı prensimiz bir anda kurbağaya dönüşüyor. Halbuki gerçek bir prenses olmaya ne kadar da yaklaşmıştı. Nelerden vazgeçmişti. Ama prens sandığı adam kahrolası bir kurbağaydı işte:))) Ne kadar da talihsiz bir kızdı yaa:)

Birey olarak, toplum olarak nereye gidiyoruz? Ne sen bir kadın olarak kurbansın ne de sen bir erkek olarak kahramansın. Sen bir kadın olarak yeterince güçlüsün ve erkeklerden daha zekisin. Sen izin vermezsen kimse seni ezemez, kimse sana zarar veremez. Dişiliğin yerine aklını kullanırsan bırak erkekleri tüm dünyayı parmağında oynatabilirsin. Ya sen? Sen bir erkek olarak kimseye ne kadar cesur ve güçlü olduğunu ispatlamak zorunda değilsin. Seni erkek yapan dürüstlüğün, vicdanın ve erdemli kişiliğindir. Kimsenin prensi olmak, kimseyi prenses yapmak zorunda değilsin. Kadın da erkek de kendi potansiyelini fark etmeli ve çiftler bu konuda birbirlerine destek vermeli. Büyüdüğümüz kadar karşımızdakini büyütürüz. Bir kadın büyürse, partnerini ve çocuklarını büyütebilir. Aynı şekilde bir erkek büyürse, eşini ve ailesini büyütebilir. Birlikte vizyonunuzu büyütemeyeceğiniz hiçbir prens ve prensese kapılmayın.

Unutmayın bir erkeğin yanındaki kadın o erkeğin karakterini, bir kadının yanındaki erkek ise o kadının değerini gösterir. Hayatınız seçimlerinizden ibarettir.Ve hayatınızı tek kahramanı SİZSİNİZ…

Hayata ve ortak bilince katkısı olması dileğiyle…

Ne Haliniz Varsa Gülün…

Sevgilerimle….

Benzer Yazılar;http://www.seruzun.com/esasli-kadinlaresas-oglanlar-pamuk-prensesler-ve-beyaz-atli-prensler/

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

82 + = 86