Kendini Kendinden Korumak

İnsanı insan yapan ögeler nelerdir? Diğer canlılardan kendimizi nasıl ayırt ediyoruz?

Beden, ruh, bilinç ve zihin…

Bedenimiz sayesinde bu dünyada görünür olur, dış dünya ile irtibata geçeriz.

Ruhumuz, bu dünyaya gelmeden önce tasarlanmış hangi potansiyellere sahip olduğumuzun göstergesidir.

Bilincimiz sayesinde kim ve ne olacağımızı seçeriz. Ol’ma potansiyelimiz bilincimizle ilgilidir. Ruhumuzun inceliklerini bilincimizle ortaya koyarız.

Zihnimiz ise beden ve ruhumuzu bu dünyada yönetme yetimizdir. Zihnimiz sayesinde beden ve ruh sağlımızı kontrol edebiliriz. İçimizdeki şeytan zihnimizde barınır. Aslında özünde o da bir melektir. Ama ne kadar şeytan yapabildiğimiz yine bize bağlıdır.

Zihnimiz çoğu zaman oyunlar oynar bize. Olmadık vesveselerle önce bilincimizi köreltir, sonra da ruhumuzu ve bedenimizi kirletir. Bizi can evimizden vurur. O kadar güçlüdür ki gerçek benliğimiz ve tasarımımız olan ruhumuzun sesini bastırır ve bizi realitede olmayan, sadece zihnin kabul gördüğü bir gerçekliğe taşır. Burada siz, aslında olmadığınız kadar yetersiz, değersiz, başarısız, kurban rolünde, şanssız bir insan olup çıkıverirsiniz. Ruhunuz ve bedeninizin realitesinden uzakta, bilinçsizce, zihninizin yarattığı bir gerçeklikte yaşarsınız bu ahir hayatınızı.

Zihnimiz dedikoducu mahalle kadınlarına ya da kahvede zaman öldüren asalak adamlara benzer. Sürekli bedenimizi ya da ruhumuzu eleştirir. Örneğin fazla kilolarınızdan kurtulmak istediğinizde “sen yapamazsın, senin kemiklerin iri, Ayşe’nin genleri güzel, sen balık etisin hayatta onun gibi olamazsın” deyip durur. Ya da iş hayatınızda hedeflediğiniz pozisyona başkası seçildiğinde zihniniz sizi “Sen zaten neyi becerdin ki bunu becereceksin, Ahmet doğuştan şanslı, ailesi zaten güçlü, Ayşe’nin zaten genel müdür ile ilişkisi var, şans olacak bu işlerde” gibi bir sürü vesvese ile doldurur. Ahh bu zihnimiz!!! Ne onunla ne onsuz yapabiliyoruz. En büyük düşmanımız zihnimiz yani kendimiziz. Peki nasıl düzeleceğiz? Nasıl kendi gerçekliğimizi oluşturup bu dünyaya gelme tasarımımız olan ruhumuzun istediklerini yaşayabileceğiz. Bu kontrolden çıkan zihnimizi nasıl kontrol altına alacağız?

Cevap çok basit. Can evimizde kalarak! Hani çocukken bir şeyi yapmak istemediğimizde ne derdik hatırlayın. “Can’ım istemiyor”… Çocuk aklımızla ne güzel keşfetmişiz ‘Can’ım istemiyor‘u…

Can… yani ruh. Ruhunuz istemiyor. Özünüz istemiyor. Sadece zihninizin size dayattığını yapıyorsunuz. Can evinizde yani merkezinizde olduğunuzda zihin bütün vesveseleri susturuyor. Patron ruhunuz yani gerçek sizsiniz, zihniniz ise size hizmet etmekle yükümlü bir köle. Siz ne derseniz onu yapmak zorunda. Ama gel gör ki yetiştiğimiz çevre, aile vb etmenler sayesinde zihin, ruhumuzun ve bedenimizin kontrolünü ele geçiriyor. Bilincimizi köreltip “patron benim, siz benim kölelerimsiniz” diyor. Yani içimizde sahte bir kişilik oluşturuyor. Çünkü zihin sadece oluşturduğu bu sahte kişiliğe hükmedebiliyor. Sadece bu sahte kişiliği vesveseler ile aşağı çekebiliyor. Can evinde yani merkezinde kalabilenler zihinlerini yönetebilirler ve gerçekte patronun kim olduğunu zihinlerine hatırlatabilirler.

Gün içinde zihnimizden milyonlarca düşünce geçer. Çoğunu fark edemeyiz bile. Zaman içinde bütün sesler birbirine karışır. Çünkü bilincimiz kısıtlanmıştır. Hangisi zihin sesi hangisi ruhumuzun sesi ayırt edemeyiz. Zihnimizde duyduğumuz seslerin kimden, nerden geldiğini nasıl ayırt edeceğiz peki?

Eğer düşünceniz sizde ve bedeninizde bir rahatlamaya ve pozitif duygulara sebep oluyorsa bu ruhunuzun, özünüzün yani can evinizin sesidir. Çünkü ruh sizi olumsuz duygulara asla sokmaz. Eğer düşünceleriniz sizi geriyor ve negatif duygulara sebep oluyorsa bilin ki zihniniz size yine tuzaklar hazırlıyor. Çok baskın zihinlerde ruhun sesi çok kısıktır. O cılız sesi duymakta zorlanabilirsiniz. Zihin sesi ise elinde megafon ile bağırır. Çok gürültülüdür. Özellikle gürültü yapar ki siz ruhunuzun sesini duyamayın.

Can evinizde olup ruhun sesini duymanın en kolay yolu nefesinizi takip etmektir. Nefes almak yani doğru nefes almak tahmin edemeyeceğiniz kadar önemlidir. Doğru nefes aldığınızda ve nefesinize odaklandığınızda zihninizin içindeki o kocakarılar ve aylaklar susacaktır. Bunun için sessiz bir ortamda yalnız kalın ve sırt üstü uzanın. Sırt üstü uzandığınızda aldığınız nefes doğru nefestir. Nefes alırken göğsünüzün değil karnınızın yani diyaframınızın şiştiğinden emin olun. Sadece nefesinize odaklanın. Kafanıza bir sürü düşünceler üşüşecek. Aldırmayın. O düşüncelere tepki vermeyin ve savaşmayın. Sadece izleyici olun. Bırakın gelip geçsinler. Siz nefesinize odaklanın. Saydam bir bedeniniz olduğunu ve o düşüncelerin içinizden gelip geçtiğini hayal edin. Can’ınız ne kadar o anda kalmak isterse o kadar orada kalın. Bunun bir saati, dakikası yok. Kendinizle, ruhunuzla can evinizde olmanın tadını çıkartın.

Zaman kavramı zihnimize çalışır. Zihin için geçmiş ve gelecek önemlidir. Zamanı şimdide kullandığınızda Can evinizde olursunuz. Geçmiş de gelecek de aslıda yoktur. Geçmişe ve geleceğe zihin ihtiyaç duyar. Sadece şu an vardır ve hayat şu anların toplamından ibarettir. Geçmişinizi oluşturan o dönemki şu anlarınızdı, geleceğinizi oluşturan da şu andaki anlarınız. Yani şu an aldığınız kararlar, yaptığınız seçimler sizin geleceğiniz ve kader dediğiniz şey. Yaşam seçeneklerle, olasılıklarla dolu. Hangi yaşamı seçeceğiniz tamamen özgür iradenizle yani bilincinizle yapacağınız seçimlere bağlı. Siz neyi seçerseniz hayat size onu sunmak zorundadır.

Diyelim ki ruh tasarımınız sanatçı olmak için yaratılmış. Çok iyi bir ressam, müzisyen, oyuncu vs olabilirsiniz. Bu yetenekler size doğuştan verilmiş. Yani tasarımınızda, donanımınızda bu yetenekler var. Bunları bilincinizle fark edip üzerine gitme yolunda bir seçim yaparsanız sanatçı olursunuz. Ama zihniniz size “ailen doktor olmanı istiyor, bütün sülale doktor sen de doktor olmalısın” dediğinde siz onu dinlerseniz doktor olursunuz.

Burada önemli olan başka bir konu ise ne olmak istediğinizi bulduktan sonra nasıl olmak istediğiniz. Yine doktor olma örneğinden yola çıkalım. Diyelim ki ruh tasarımınız şifacılık üzerine kurulu. Bu konuda yetenekleriniz ve donanımınız var. Eğitimi de aldınız ve doktor oldunuz. Nasıl bir doktor olacaksınız? Kendini bilime adayan ve insanlık için araştırmalar yapan bir doktor mu olacaksınız yoksa daha çok para kazanmak uğruna hastalarınızı gerekli gereksiz ameliyat mı edeceksiniz? İşte gerçek bilinciniz size bu seçiminizde yol gösterir. Ama siz zihninizin sesini dinlerseniz şifacı bir doktordan eli kanlı bir kasaba dönüşebilirsiniz.

Yaşamımız seçimlerimizden ibaret. Tüm hayatımız seçimlerimiz üzerine kurulu. Her an ve her saniye farkında olarak ya da olmayarak seçim yapıyoruz. Neyi, niye seçiyoruz? Seçimlerimizi gerçekten ruhumuza hizmet eden olasılıklardan mı yoksa zihnimizdeki düzenbazların bize gösterdikleri yalan gerçeklerden mi yapıyoruz?

Kendimizi kendimizden korumayı öğrendiğimizde kimse bize zarar veremez ve yıkamaz. Kendi seçimlerimizden şikayet etmeyi bırakıp, seçimlerimizin sorumluluğunu üstlendiğimizde dünya daha yaşanır ve daha sevgi dolu bir dünya olacak.

Hayata ve ortak bilince katkısı olsun…

Ne Haliniz Varsa Gülün…

Sevgiyle kalın…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

+ 9 = 12