Film Tavsiyesi/Aşkın Gücü(What Dreams May Come)

Sizlere beni çok etkileyen, var oluşu, aşkı, hayatı, ölüm ve sonrasındaki yaşamı oldukça felsefi bir bakış açısıyla yorumlayan bir filmden bahsetmek istiyorum. 1998 yılı yapımı olan film, gösterime girdiği tarihte çok fazla ses getirmemiş. Yönetmenliğini Vincent Ward’ın yaptığı, Robin Williams, Cuba Gooding ve Annabella Sciorra’nın başrollerini paylaştığı film, Richard Matheson’ın What Dreams May Come adlı romanından uyarlanmıştır. Film “Gençken bir gölde çok güzel bir kızla tanıştım…” ile başlıyor ve “Çocukken bir gölde çok güzel bir kızla tanıştım…” ile bitiyor. Bunun ne anlama geldiğini filmi izleyince anlayacaksınız.

Filmin konusuna gelince; Chris (Robin Williams) ve Annie (Annabella Sciorra) ilk bakışta aşık olup evlenen, birbirlerinin Ruh ikizleri olan bir çifttir (Ruh İkizi teması filme sıkça geçiyor). Mutlu evliliklerini iki çocukla taçlandırırlar. Chris güçlü, hayat dolu, iyimser ve hastalarına karşı sevgi dolu bir çocuk doktorudur. Annie ise zaman zaman stres karşısında zayıf düşen ve bu gibi durumlarda Chris’in manevi desteğine ihtiyaç duyan bir ressamdır. Bir otomobil kazasında iki çocuklarını birden kaybeden çift, hayata tekrar tutunmaya çalışır. Chris bu durumu daha çabuk kabullenir fakat Annie için bu kadar kolay olmaz. Annie psikolojik problemlerle ve depresyonla boğuşurken, Chris ona pes etmemesi ve kendini bırakmaması için destek olmaya çalışır. Ama Annie’ye evlat acısı ağır gelmiştir. İntihar girişiminde bulunmuş ama kurtarılmıştır. İlişkilerinin son noktasında Chris, Annie’den özür diler. Çünkü aynı acıyı yaşamalarına rağmen Chris, Annie’nin yaşadıklarını yaşamamıştır. Kendisini bu sorunun bir parçası olarak görür. Sevdiği kadının acısına katılamamış ve onu yalnız bırakmıştır. Çünkü o acısını o kadar bastırmıştır ki, en sevdiğini kendinden uzaklaştırmıştır. Kendine  tek yön bir uçak bileti alır ve burada olmasının Annie’ye bir faydası olmadığını söyleyerek, Annie’nin boşanma isteğini kabul eder. “Ama” diye ekler; “Belki de geri dönmek istersin”…. Bu hamle Annie’nin yeniden hayata dönmesine yardımcı olur. Ta ki tek dayanağı olan Chris’i yine bir trafik kazasında kaybedene kadar… Annie, yaşadığı bu acılara daha fazla dayanamayarak intihar eder.

Film aslında bu noktada başlıyor. Ölüm, cennet ve cehennem hakkındaki fikirleriniz bu film ile birlikte değişecek. Chris öbür dünyada kendi cennetini yaratır.  Yönetmen tam bir görsel şölen ile  Chris’in cennetini izleyicinin gözleri önüne seriyor. Filmdeki görsel efektler oldukça dikkat çekici. Chris’e öldüğü andan itibaren eşlik eden eski arkadaşı ona yol gösteriyor ve ona cennetin nasıl bir yer olduğunu anlatıyor:

“Herkesin cenneti farklıdır. “

“Olmasını istediğin her neyse onu düşünmen yeterli. “

“Düşünce gerçektir, fiziksel olan illüzyondur.”

“Görmeyi seçtiğimiz şeyleri görürüz.”

Annie ise intihar ettiği için cennet ve cehennem arasındaki Araf’tadır. Chris, Annie’yi bulup Araf’tan çıkarmak ister. Ama intihar edenlerin  (öldüklerini fark edemedikleri için) sonsuza kadar Araf’ta kalacağını öğrenince, onu oradan çıkarmak için arkadaşlarından yardım ister. Chris karısını Araf’tan kurtarmak için Cehennemin içinden geçmek zorundadır. Ayrıca  Araf’ta fazla kalırsa karısının ruhunda kendini kaybetme ve cehennem tarafından yutulma riski vardır. Acaba Chris ruh ikizini Araf’tan kurtarmayı başarabilecek midir? Yoksa aşkı uğruna kendi cennetini bırakıp, sevdiği kadının cehenneminde sonsuza kadar yaşamayı mı seçecektir?

Filmde Cennet tasvirinin yanı sıra Araf ve Cehennem tasvirleri de ilginizi çekecek. Özellikle cehennem tasvirlerinde kutsal kitaplarda anlatılan kızgın alevler kullanılmamış. Bunun yerine su ile betimlenmiş.

“Herkesin cehennemi ayrıdır. Sadece ateş ve acıdan oluşmaz. Asıl cehennem yolunda gitmeyen hayatınızdır.”

“Cehennemde tek bir tehlike vardır: Aklını kaybetmek…”

“Bir kez onun gerçekliği seninki oldu mu artık dönüşü yoktur. Aklını kaybedersin…”

Filmde var oluşla ilgili de pek çok anekdot yer alıyor. Ölünce yok olmadığın sadece bedeninin öldüğünün altı çiziliyor.

“BEN derken neyi kastediyorsun? Sen bir kol musun, bacak mısın? Onları kaybetseydin yine de sen, SEN olur muydun? “

“Beynin SEN midir? Beynin vücudunun bir parçasıdır. Tırnakların gibi ya da kalbin gibi… Seni SEN yapan kalbin midir?Beyin sadece bir ettir, çürür ve yok olur.”

“Beynimde bir türlü ses var. Düşünen ve hisseden bir parça. Var olduğumun farkında olan bir parçam var.”

“Var olduğunun farkındaysan varsındır. O yüzden hala varsın. Mesala şu an evindesin. Bu SEN evinsin demek değildir. Evin çöker ve SEN çıkar uzaklara gidersin.”

Filmde işlenmiş diğer bir konu ise intihar. Bu konu ile ilgili de pek çok bilgiye yer verilmiş. İntihar edenlerin hayat yolculuğunun doğal sürecine karşı geldikleri için büyük işkence içinde oldukları ve kendi kendilerini cezalandırdıkları belirtiliyor. Robin Williams’ın ise gerçek hayatta yaşamını filmin içeriğindeki “intihar” olgusuyla sonlandırması oldukça düşündürücüdür.

Film, dram, romantik ve fantastik türlerinin mükemmel bir karışımı. Filmi izlerken hayatı, ölümü, bildiğiniz cennet ve cehennemin gerçekliği sorgulayacaksınız. Bu konularla ilgilenenlerin ve merak edenlerin mutlaka izlemesi gereken bir baş yapıt.

İyi seyirler…

Hayata ve ortak bilince katkısı olması dileği ile…

Ne Haliniz Varsa Gülün…

Sevgilerimle…

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

2 + = 4