Evlenmek mi, Aynı Yolda Yürümek mi?

Çevremdeki ilişkileri ve evlilikleri gözlemliyorum da sanırım “Evlilik Kurumu” miadını doldurmak üzere. Belki de elli yıl sonra kimse “Evlenmek” kelimesinin ne anlama geldiğini bile bilmeyecek. Torunlarımızın torunları bizlerin evlenmek için çektiği acılara ve evliliklerimizi devam ettirmek için yaptığımız fedakarlıklara inanamayacaklar:) Tıpkı şimdi bizlerin anne-babalarımızın ya da büyük anne ve büyük babalarımızın bir ömür süren evliliklerini hayret ile izlediği ve inanmakta güçlük çektiği gibi…

Evlilik gerçekten de bir ömür sürecek  yolculuk mudur?

Bizler daha bir ilişkiyi bile yürütemezken eskiler yıllaca nasıl evli kaldılar?

Bence evliliğe “hayatımın sonuna kadar seninle olacağım” felsefesi ile yaklaşmamak gerekiyor. Hayat bir yolculuk, evlilik ise bir deneyimdir. Bu hayata deneyimlemek, öğrenmek ve tekamül etmek için geliyoruz. Karşımıza çıkan herkes bizlere bir şeyler öğretir. Eşleriniz/partnerleriniz genelde en büyük öğretmenleriniz olur.

Evlenirken kadınların amacı güvende hissetmek, erkeklerin amacı yalnız kalmamak, ortak amaç ise üremek ve bir statü sahibi olmaktır (Anne-baba-eş vs).  Mutlu ve mesut bir hayat sürüp, birlikte yaşlanma hayalleri ile bu yola çıkılır. Gel gör ki zaman içinde duygular, şartlar ve insanlar değişir. Değişmelidir de… Değişim yoksa gelişim de yoktur. Fikirler, duygular değişir. Önemli olan partnerlerin bu değişimi birlikte yaşamasıdır. Eğer eşlerden biri değişir, dolayısı ile gelişir ve diğeri bu değişime ve gelişime ayak uyduramazsa sorunlar su yüzüne çıkmaya başlar. Zaten uzun süren evliliklerin temelini de bu oluşturur. Ya birlikte değişir ve gelişirler ya da beraberce aynı noktada kalıp yaşlanırlar. İki tarafın da beraber ve aynı hızla gelişmesi, evliliğin selameti açısından önemlidir. Yani uzun bir evlilik için ya beraber gelişirsiniz ya da beraber körelirsiniz.

Eskilerin uzun süren evliliklerinin bir sırrı da, kadının ve erkeğin yazılmamış toplum kurallarına sıkı sıkıya bağlı kalmalarıdır. Yani kadın ve erkek, toplumun belirlediği kurallara uygun bir hayat sürerler. Kadın; evinin kadını (çalışsa bile fark etmez), çocuklarının annesi ve sadık bir eştir. Erkek ise evine ekmek getiren iyi bir baba ve güvenilir bir eştir. Herkes kendisine verilen görevi layıkıyla yerine getirir. Eşlerden birinin diğerinden bu kuralların ötesinde bir beklentisi yoktur. Adam eve ekmek getirip faturaları ödedikten, kadın akşam yemeğini hazırlayıp, çocuklar ile ilgilendikten sonra sorun çıkmaz.  Artık düzen kurulmuş ve bu düzene alışılmıştır. Toplum kurallarına göre çizilen bu çemberin dışını merak etmediğiniz, çemberin dışına çıkmak istemediğiniz sürece, ömür boyu süren mutlu bir evliliğin temelini atmış olursunuz. Tebrikler… Artık evli, mutlu ve çocuklusunuz…

Hepimizin bir hayat yolu var. Yolumuzda ilerlerken birbirlerimiz ile karşılaşıyor, etkileşimde ve paylaşımlarda bulunuyoruz. Bazen yollarımız kesişiyor ve uzun süre beraber yürüyoruz. Sonra yol çatallaşmaya başlıyor. Birimiz sağdan diğerimiz soldan gitmeyi tercih ediyoruz çünkü ortak deneyimlerimiz bitiyor.

Bazen önümüze yeni deneyimlerin uzandığı farklı bir yol çıkar ve bu yolu tek başına yürümemiz gerekir. Artık herkesin kendi yolunda yürüme zamanı gelmiştir. Çünkü seni geliştiren bu yol, diğerini köreltir. O yüzden kimi ne kadar severseniz sevin, asla kendi yolunuzdan vazgeçmeyin. Zamanı gelince “Tak sepeti koluna herkes kendi yoluna” diyemezseniz, kendi hayatınızı değil, peşine takıldığınız kadının/adamın hayatını yaşarsınız ve bu da sizi tüketir. Çünkü kendini deneyimlemek, kendi hayatını yaşamak yerine diğer kişinin deneyimlerine şahit olur, onun hayatını yaşarsınız. O yol onu geliştirirken, sizi köreltir. Yolun sonunda, gelişimini tamamlayan taraf artık sizi istemez. Çünkü geliştiği yerde başka bir vizyon edinmiştir ve siz o vizyona sahip olamadığınız için artık ona çekici gelmezsiniz. Siz bunu fark edip kaybettiğiniz yıllarınıza hayıflanırken atı alan Üsküdar’ı geçmiştir. Tebrikler… Artık evli, çocuklu ve mutsuzsunuz…

Evlenmek demek sonsuza kadar seninle olacağım demek değildir. Evlenmek, yolunun kesiştiği biri ile o yolda beraberce yürümektir. Yol arkadaşlığıdır. Evlilik sonsuz korunaklı bir liman gibi görünür, ama değildir. Güvenlik  duygusunu beslerken, heyecan duygusunu genelde aç bırakır.  Bu yüzden bekarlar güvenlik ihtiyaçları için evlenmeyi, evli olanlar ise heyecan ihtiyaçları için serüven yaşamayı isterler.  Evli erkekler mutsuz olmalarına rağmen yalnız kalmamak uğruna, eşlerinin sağladığı konfor alanlarından vazgeçmeden, dışarıda heyecan arayışlarını sürdürürler.  Ama kadınlar toplumsal dayatmalar gereği bunu fiziksel olarak yapamasalar da duygusal olarak pek çok serüven yaşarlar. Çünkü aslında neye ihtiyacımız varsa onu bize verebileni severiz. Aradığımız güvenlik alanı ise onu bize sağlayacak kişiyi, serüven ise bize heyecan veren kişiyi severiz. Bunda yanlış bir şey yoktur. Yanlış olan bencilliğimizdir, kendimize ve karşımızdakine dürüst olmadan ikili oynamaktır.

İşte bu yüzden de bitmesi gereken her şey zamanı gelince bitmelidir.  Evrenin yasası budur; her şey doğar, gelişir ve ölür. Evrendeki tüm yaşam formları için bu kural geçerlidir. Sonsuza dek aynı duygular içinde kalamazsınız. Aşka bakışınız, sevgiye bakışınız değişir. İyi insan, kötü insan anlayışınız değişir. Duygularınız, tutkularınız değişir. Sonuç olarak yol hep sizi çağırır. Kendi yolunuzda yürümekten  sonu yalnızlık olsa bile korkmayın. O yolda değişeceksiniz ve gelişeceksiniz. Bazen sancılı bir yolculuk olur bu ama yine de sizin yolunuzdur ve sizin içindir. O bozuk yoldan geçerken edindiğiniz tecrübeler, sizi yolun sonunda bambaşka biri yapar. Çoğu zaman değişmekten korktuğumuz için o yollara girmeyi göze alamayız. Amaaann ne bozacağım rahatımı en azından bildiğim yol deriz ve bitiririz kendimizi. Keşfedilmemiş potansiyelimizle, neler yapabileceğimizi öğrenemeden öylesine gider geliriz hayat dediğimiz yolda. Öğrenmek istemeyiz çünkü bilmek değişimi gerektirir.

Evliliğin ve ilişkilerin bir yol arkadaşlığı olduğunu unutmadan, karşımızdaki kişilerin değişen  ihtiyaçlarına anlayışla yaklaşmayı öğrendiğimizde hayat daha kolay olacak. Unutmayın hayatınıza giren her insan bir yoldur. Ve her yolun bir sonu vardır. Kimse kimseyi yolun sonuna kadar sırtında taşımak zorunda değildir. Eğer kucağımızda bir dev taşıdığımızı hissediyorsak o devi indirmeliyiz ki önümüzü görelim.

Hayata ve ortak bilince katkısı olması dileği ile…

Ne Haliniz Varsa Gülün…

Sevgilerimle….

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

7 + 3 =