Büyük Resmi Görebilmek…

 

Hayat telaşımızın içinde çoğu zaman zihnimizi susturamayız. Zihnimiz çok konuşan bir gevezedir, sürekli hesap-kitap yapar, vesveselidir ve olumsuz düşüncelere meyillidir. Bu yüzden zaman zaman kafamız karışır ve karar veremez hale geliriz. Karar verme mekanizmamız çalışmaz çünkü karar vermek dingin bir zihnin işidir. Böylece yolumuzu kaybederiz ve hayatın içinde başı kesik tavuk gibi görmeden, bilmeden dolanırız. O karmaşıklığın içinde ayrıntıları kaçırır, rotamızı şaşırırız. Aslında bu hallerimiz durup dinlenmemiz gerektiğinin sinyalleridir. Hem zihnimiz hem de ruhumuz mola vermek istiyordur.

Geveze bir zihin salt gerçekliğin ruhumuza  yansımasına engel olur. Toplum tarafından dayatılan dogmalarla çevrelenmiş, sahte  inançlarla doldurulmuş, daraltılmış ve özgürlüğü kısıtlanmış bir zihin doğal olarak sınırlı ve geveze bir zihindir. Sizin ruhunuzu ele geçirir ve hayatı çekilmez bir hale getirir. Özgür bir ruha sahip olabilmek için önce zihnimizi özgürleştirmeliyiz. Nasıl mı?

Yorulduğumuzu hissettiğimizde hayatı, insanları ve kendimizi sadece sessizce izlemek gerekir. Öylece durup beklemek, karışmadan, yorum yapmadan, eleştirmeden, yargılamadan, suçlamadan sadece gözlemci olarak bakmak gerekir kendimize ve yolumuza. Yönümüzü kontrol etmek veya şaşırdığımız rotamıza tekrar dönmek için yükselip kuş bakışı bakmalıyız hayatımıza ve kendimize. Neredeyim? Yönüm, yolum ne tarafa gidiyor? Hangi yoldan gitmeliyim? sorularının cevaplarını ancak bu şekilde bulabiliriz. Tıpkı navigasyon cihazı kullanmak gibi:) Hani bilmediğimiz ya da kaybolduğumuz bir yolda, haritayı parmaklarımızın arasına alıp küçültür ve yolun bütününe bakarız ya…işte onun gibi…Bunu kendi hayatımız üzerinde de uygulayabildiğimiz zaman, hayat rotamızı daha rahat oluşturabilir, hedeflerimize bizi ulaştıracak en uygun yolu böylece daha kolay bulabiliriz.

Bazen her şey üzerimize gelir. “Yeter artık” diye haykırmak isteriz. Ama dememeliyiz, yormamalıyız kendimizi boşu boşuna. Durup beklemeliyiz. Zihnimizi ele geçiren o işgüzar gevezeyi dinlememeliyiz. Hatta kovmalıyız  onu zihnimizden… defetmeliyiz. Zihnimizdeki bu gevezeyi susturmayı başardığımızda duyacağımız tek ses, yüreğimizin derinlerinden gelen, cılız ama doğru ve bir o kadar da  güçlü vicdanın, yani Tanrı’nın sesi olacaktır. İşte bu yüzden güzeldir böyle dönemler.  Ancak böyle zamanlarda neyi isteyip neyi istemediğimizi idrak edebilir ve “Evet” ler ile “Hayır” larımızı netleştirebiliriz.

Susanna Tamaro’nun dediği gibi; 

“Dur, sessizce dur ve yüreğini dinle. Seninle konuştuğu zaman kalk ve yüreğinin götürdüğü yere git…”

Hayata ve ortak bilince katkısı olması dileğiyle…

Ne Haliniz Varsa Gülün…

Sevgilerimle…

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

+ 72 = 75